adana-caputcu

ALTI YAŞINDA BİR TERCÜMAN

Adana’nın mevsimlik tarım alanında tanıştığım Sena, henüz altı yaşında. Ondan beş yaş büyük bir ablası, yedi yaş büyük bir abisi ve üç yaş küçük de bir oğlan kardeşi var. Hep birlikte mavi bir çadırda yaşıyorlar. Üç yıldır Türkiye’deler. Göç yolculukları tarım işçiliği ile devam ediyor. Şimdi soğan için Adana’dalar. Suriye’de orta halli bir ailenin kızıymış Sena. Bahçeli bir evleri varmış. Babaları her gün sabah onları okula bırakır sonra da alırmış. Çok mutlu olurlarmış okulda. Belki de bu yüzdendi karşılaştığımızda dilinden dökülen ikinci kelimenin ‘okul’ olması…

Hikâyemiz, bizim ‘merhaba’ deyişimizle başladı, Sena’nınsa ilk kelimesi ‘hoş geldin’ oldu. Ve ardından, durup dururken, daha biz kendimizi tanıtmadan, yapacaklarımızı anlatmadan ‘okul’ dedi. ‘Hoş geldin’ ve ‘okul’ nasıl bir bağlam, artık gerisini siz hayal edin. Sonra etraftaki diğer çocuklar da geldi. Çoğu Türkçe bilmiyordu. Sena dedi ki ‘ben tercümanın olayım, çocukların söylediklerini sana, senin söylediklerini çocuklara söyleyeyim, olur mu?’ Sonra oldu, Sena tercümanım oldu. Söylediklerimi onlara, onların söylediklerini bana aktardı. Zamanında bir eğitmenim, ‘çocuklar en büyük yardımcınız’ demişti, meğer ne kadar da doğruymuş. Şarkıları teker teker söyledi. Her kelimeyle yüzündeki gülümseme de arttı. Kocaman cümleler oldu.

Sena, Adana’nın sıcağında bedeninden ağır, zırh gibi kalın kalın elbiseler giyiyordu. Bir zamanlar Akçakale’de kampta kalırken nasıl korktuklarını anlattı. Anladım ki o günlerden kalma bir korkuyla giyiyorlarmış o kocaman kıyafetleri. Abisi o yüzden bir gün geldi ve bana dönüp ‘sen de böyle giyin yoksa seni de öldürürler’ dedi. Küçük hanelerinin büyüğü Abdullah da çok korkmuştu dünya üzerinde cehennemi gördükleri o günlerde. Şimdiyse bildiği, öğrendiği ya da hayat ona öğrettiğince, 12 yaşında abi haliyle kardeşlerini korumaya çalışıyordu. Cevap veremedim önce, aklımdan ‘ey insan, çocuklarına, onların çocuk dünyalarına neler yapıyorsun böyle’ diye geçti bir an. Sizin de geçsin lütfen. Abdullah’a onu anladığımın ifadesi, buruk bir tebessümle baktım. Sonra her insanın, her çocuğun istediği gibi giyinebileceği, konuşabileceği, gülebileceği, oyun oynayabileceğini söyledim. Şahit oldukları için çok üzgün olduğumu ekledim. Birkaç gün geçtikten sonra Abdullah bu defa giydiğim kot pantolonu ve gömleğimi beğendi. Sena, abisi ile aramda da tercüman olmuştu ve Abdullah’a dönüp sarıldı.

Sonra biz her sabah ‘siru daire’ olduk. ‘Siru daire’ Arapça ‘daire olalım’ demekmiş, çocuklar yine bizim eğitmenimiz oldu, bize öğretti. El ele tutuşup koca bir çember inşa ederken hep birlikte belki biraz hafifledik, birbirimize temas etti, birbirimizi tanıdık. Çocuklar hikâyelerini daha rahat anlatır oldu. Bir gün Sena’nın ablası anlattı mesela; “biz yaşayamayız demiştik, çadırda yapamayız, böyle nasıl dayanırız demiştik. Sonra bir baktık alışmışız” deyiverdi. Sena bir yandan ablasının sözlerini çeviriyor, bir yandan gülümsüyordu. Kendi hikâyesini anlatmıyordu, sadece abisi, ablası da dâhil diğer çocukların sözlerini bize çeviriyordu. Çadır alanına ayak bastığımız ilk andan bu yana Sena hep gülüşüyle aramızdaydı. Altı yıllık ömrü ağır tanıklıklarla yüklü Sena, çocuk gülümsemesiyle yanımızda bize yardım etmek için seferber olmuştu. Sayıları, ‘merhaba’yı, ‘beraber oynayalım’ı, ‘nasılsın’ı, ‘haydi dinleyelim’i, ‘birbirimizi incitmeyelim, üzmeyelim’i, ‘saygılı konuşalım’ı, ‘hep gülelim’i ve daha nice kelime, cümleyle ‘çocukluğumuzu yaşayalım’ı birer birer çevirdi ve gülümsedi.

Bir hafta geçti. Sena ‘yarın gidiyoruz’ diyiverdi. ‘Nereye?’ dedim, ‘Isparta’ya’ dedi. Tel Abyad’dan mutlu bütün hatıralarını ve yaşayabileceği güzel günleri bırakıp gelen Sena, ertesi gün kardeşleriyle yeniden yola revan oldu. Güler yüzlü tercümanımız için Suriye’deki savaştan kaçarak korunaksız, sahipsiz bir hayatın içine savrulan binlerce çocuk gibi göç burada da devam ediyor. Çukurova’nın her karışında tarım işçilerinin alın teri olan bereketli toprağına bugün bu çocukların da gölgesi düşüyor. Bir şeyler değişmezse Sena da biraz daha boy attığında çocukluğunu yok sayarak tarlada işbaşı yapmaya başlayacak. Bir savaştan kaçarken başka bir savaşın içinde kalan çocuklardan biri olacak. Sena bize tercüman oldu, dileğim o ki biz de onun hikâyesine elimizden geldiğince tercüman olabilelim.

berivan-cite

Çocuk Koruma Programı Proje Sorumlusu 
Berivan Cite 
Haziran 2017, Çaputçu/Adana

Bültenimize Üye Olun