Çilimli’de bir Bayram Günü / A Holiday Day in Çilimli

 Çilimli’de Ramazan
Bayramı’nın ikinci günü…

The Second Day of Ramadan in Çilimli…

 Çadırkent sakinleri,
küçük çocuklar ve gebe kadınlar da dahil olmak üzere fındık bahçelerine gitmiş.
Bayram tatili olmasına rağmen çadırkent sakinleri, dokuz aylık hamile bir
kadını, “çadırda yalnız kalıyor, aklımız ona takılıyor” gerekçesiyle fındık
bahçesine götürüyorlar.

The tent city population has gas gone to hazelnut gardens
including the small kids and expecting women. Even though its holiday, the tent
city people bring a nine month pregnant woman to hazelnut garden with the
excuse of “she is staying alone in the tent we are worried”.

Bahçeye götürülen bir
başka çadırkent sakini, dokuz yaşında bir kız çocuğu. Annesi “bahçe sahibi saf,
seni çalıştırırız fark etmez. Paraya ihtiyacımız var” diyor. Çalışan çocuk,
kendince bulduğu çözümü dile getiriyor. Hayata Destek gençlik çalışanlarına
“Öğretmenim” diye seslenen küçük kız, “bütün gün fındıkları çok kötü topladım.
Hiç güzel çalışmadım, beni çalıştırmasınlar diye… Eğer çalışırsam okula gelemem
sizi göremem…”  

Another habitant of tent city who is brought to garden is a
nine year old girl. Her mother tells that “The owner of the garden is naive, we’ll
put you to labor, he won’t notice. We need the money.” The working child
expresses the solution she came up by herself. Calling “Teacher”, to Support to
Life youth team, “I’ve picked the hazelnuts very badly all day, so that they
won’t make me work…If I work, I can’t come and see you…”

Koca bir Umutsuzluğun İçinde Beliren Işık


A Light Appearing In A Huge Despair 
Bir başka çadıra gidip bir başka yaşamı dinleyince
ise dini nikahlı beraberliği olan ve bu beraberlikten 3 çocuğu olan 30 yaşında
bir kadının yaşamışlığı ya da belki de yaşamamışlığı seriliyor gözlerimizin önüne…
Kız çocuğu olması sebebiyle kimliği çıkarılmayan bir kadın ve kimliği olmayan
üç çocuğu… Yaşanmamışlığı ve hiçbir zaman sahip olamadığı haklarının özlemiyle,
dolu dolu gözlerle anlatırken öyküsünü, şimdi nüfus cüzdanı istemesinin en
büyük nedeninin 7 yaşındaki kızının okul çağında olup okula gidememesini ifade
ederken ‘Benden geçen geçti,
ne okula okuyabilirim şimdi ne başka bir şey ama kızlarım okusunlar. Kimlikleri
olsun, hastaneye giderken millete muhtaç olmasınlar. Ben kızımı hastanede
doğururken, rehin kaldım günlerce… Kızlarımın kaderi benimkine benzemesin’
sözleri dökülüyor dudaklarından. 30 yılın birikimini, bir çırpıda bütün vahametiyle
ifade ediyor… Ve bir umut kocaman bir tebessümle belirirken ‘kimliğim olunca
çerçeveletip duvara asarım şu saatten sonra herhalde’ sözleri de çadırda gülüşmeye
neden oluyor.


When
we go to another tent to listen to another life, the life experience or perhaps
the lack of life experience of a 30 year old women who is married by religious marriage
with 3 children is laid before our eyes…A women who does not have an id because
she is a woman and her 3 kids without ids… When she tells her story with teary
eyes and the longing of the rights she never had, she tells that “It’s too late
for me. I cannot go to school but I want my daughters to go to school and read.
I don’t want them to depend on anyone when they are going to the hospital. They
should have their ids. I stayed at the hospital as a hostage for days when I
was giving birth. I don’t want my girl’s destiny to be like mine.” And when hope appears as a huge smile, “if I ver have an id I’ll
hang in on the wall after this hour”.