“Hava Yorganları” Hayat Kurtarır Mı? / Does “Air Blankets” Save Lives?

 “HAVA
YORGANLARI” HAYAT KURTARIR MI?

   DOES “AIR BLANKETS” SAVE LIVES?


HİÇ BİTMEYEN BİR YOL HİKAYESİ

A NEVER ENDING ROAD STORY 
                                                                                 
Mevsimlik
göçer işçiler, Türkiye’nin yasal korumadan yoksun, en zorlu iş kollarından
birinde çalışan ve en dezavantajlı bırakılmış toplumsal grubunu teşkil ediyor.
İş yasası kapsamında tarım işçisi bile sayılmayan mevsimlik işçilerin, göç
yollarında ve geçici konaklama yerlerinde yoksulluk dolayısıyla karşılaştıkları
sorunların en başında sağlık sorunları geliyor.

Seasonal migrating workers represent one of the most
disadvantageous social groups who are working in one of the hardest line of
business without legal protection. Not considered as agricultural workers in
the context of labor law, one of the major problems of seasonal workers are
health problems due to the poor conditions they face in migration roads and
shelter places. 
Hayata
Destek, bu yıl, mevsimlik göçerlere ve çocuklarına yönelik destek
faaliyetlerinin ikincisini eş zamanlı olarak Ordu ve Düzce’de gerçekleştirdi.
Ordu Uzunisa ve Düzce Çilimli’deki toplanma alanlarında, Temmuz ayının son
haftasından beri, valiliklerin de katkısıyla yaz etkinlikleri genişleyerek
devam etti.

This year, Support to Life conducted its activities towards
seasonal agricultural workers and their children’s simultaneously in Ordu and
Düzce. The summer activities continued in Ordu Uzunisa and Düzce Çilimli camps with
the support of governors.
 
Ordu’da
ve Düzce’de Hayata Destek’in gençlere ve kadınlara yönelik aktiviteler
çerçevesinde gerçekleştirdikleri odak grup görüşmeleri ve kadınlara yönelik
anket çalışmasının yanı sıra, iki ilde yaklaşık 150 fındık üreticisiyle görüşme
yapıldı. Fakat belki de en vurucu gerçeklerle çadırlar tek tek ziyaret edilip
sosyal hizmet ve yardım yönlendirmeleri yapılırken karşılaşıldı.

In the frame of activities towards youth and women of Support to Life in Uzunisa and Düzce Çilimli, meetings with 150 hazelnut producers in 2 cities has been conducted along with surveys towards women and focus group studies. However, the most striking fact was faced during the social service and aid guidance provided via visiting each and every tent in the camp

Ordu
çalışmasında, kente gelen işçilerin payına üç trafik kazası düştüğü tespit
edildi. Yol uzun, yükler ağır, insan sayısı fazla ve araçlar kötüydü. Neyse ki
kazalar küçük yaralanmalarla atlatılmıştı. 
Fakat kazaları o kadar olağan, sıradan olaylarmışçasına anlatıyorlardı
ki…

In Ordu field work, its confirmed tree traffic accidents
fall to one worker’s share. The road was long, load was heavy, the people were
too many and vehicles were in bad condition. Fortunately, the accidents were
survived with minor wounds. But, they were talking about these accidents as
such a ordinary thing… 
İlk
kaza, çok eski model arabalardan birine yedi kişilik bir ailenin kap-kacakları,
keçileri, yorganları ve yastıklarıyla birlikte doluşmalarıyla gerçekleşmişti.
Sürücünün uzun yolun sonunda uyuması yüzünden olan kazadan sonra aile, arabayı
hurdacıya bin liraya satmıştı. Aileyi kazadan koruyansa “hava yastıkları” değil
“hava yorganları”ydı! Arabanın üzerine yüklenmiş yorganlar! Aile, yaşadıklarını
anlatmaya bile gerek duymuyordu, devrilmişlerdi, kurtulmuşlardı ve ertesi gün
çalışmaya çıkıyorlardı. Ufak, tefek ağrıları vardı ama geçerdi işte…

The first accident happened with the overcrowding of a very
old model car by 7 people, their belongings, goats ad pillows. The family sold
the car to a thousand liras after the accident occurred because of the sleeping
driver in the end of the long road. What protected the family from the accident
were not air bags but air blankets! The blankets loaded to the top of the car!
The family didn’t even feel the need to tell what happened, they tumbled down,
survived and gone to work the next morning. They had minor aches and injuries
but it would pass…

Saha
çalışmasında karşılaşılan, süreğen sağlık sorunlarıysa tek başına bir kategori
oluşturuyor. Hayata Destek ekibi hem Ordu’da hem Düzce’de bu yıl çokça sağlık sorunu
tespit ediyor. Ordu’da arı sokması çok sık yaşanan bir durum. İlk gün, gözü
kapanma noktasına gelen 8-9 yaşlarındaki bir kız çocuğu “ailesi ikna edilerek”
doktora götürülüyor. Büyükler, çocuklara, arı sokmalarında “öz-amonyak”
tedavileri öneriyor!

The permanent health problems that are observed during the
fieldwork is a category by itself. Support to Life team depicts a lot of health
problem this year in both Düzce and Ordu. Bee sting is a very common situation
in Ordu. The first day, a 8-9 year old girl whose eyes are about to be closed
is taken to the hospital with the “convincing of the family”. The elders
suggest “ammonia” cure to children in bee sting!
 
 “…bizim çocuğu Akçadağ’da akrep vurdu” diye
anlatıyor üç yüz kişilik işçi grubuna yön veren 8 çocuklu dayıbaşı Mehmet. Her
şeyin farkında, biliyor ve yaptığı öyle kolay iş değil. Zira üç yüz kişilik bir
işçi grubunu, soğan, pancar, patates, kaysı, fındık üreticileriyle ilişkiler
yürüterek Türkiye’nin hemen hemen her bölgesine dağıtıyor.. Çocuğunun başına
geleni anlatırken ve bizim meraklı ve biraz da endişeli sorularımıza, “Ben
tarladaydım, çocuk çadırdaydı, zaten uzak bir köydeydik, götürecek kimse de yoktu.”,
“Akrep beş yerinden vurmuş, bolca yoğurt yedirmişler.”,  “…bir şey de olmadı” şeklinde yanıt veriyor.
“Bir şey olmayan” çocuk, ara ara fındık işçiliğine götürülüyor.

 “…our kid was stung
by a scorpion in Akçadağ,“ tells the commissioner Mehmet with 8 children who
leads a group of three hundred people. He is aware of everything, he knows and
his job is not easy.  Because he distributes
the three hundred people to nearly all around Turkey by communicating with
onion, beet, potato, apricot and hazelnut producers. When he is telling about
his child’s experiences, he answers our curious and a little bit anxious
questions with “I was at the field, the kid was in the tent, we were in a
distant village anyway, there was no one to take him to the hospital”, “The
scorpion stung him from five places, they feed him a lot of yogurt,” and “he had
nothing eventually”. The child who “had nothing” is taken to hazelnut work from
time to time. 
Çilimli’de
Hayata Destek ekibi, ilk gün görüştüğü küçük kız çocuklarından birinin parmağının
sarılı olduğunu görüyor. Simsiyah elleri, keçeleşmiş saçları ve neredeyse hiç
gülmeyen yüzüyle 10 yaşındaki Bahar’ın elinde derin bir kesik var. Bahar’ın
parmağı dikişli,  ama dikişleri de
oynayarak koparmış. Bahar sağlık ocağına götürülünce küçük kızın elindeki
iltihabın yayıldığı fark ediliyor. Bahar’ın ailesi tepkisiz ama Hayata Destek
ekibinin telkinleriyle ağabey ve ablaları Bahar’ı her gün pansumana
götürüyorlar. Sonuçta Bahar’ın parmağı kurtuluyor, aile ilk tepkiyi veriyor:
Bahar’ı ara ara tarlaya götürmeye başlıyorlar. Ama Bahar, bu defa inadını doğru
bir şekilde kullanıyor ve Hayata Destek yaz etkinliklerinin en devamlı çocuğu
oluyor!

Support to Life team in Çilimli, see that one of the girls
who they spoke to in the first day has a bandaged finger. With her pitch black
hands, matted hair and nearly non smiling face, 10 year old Bahar has a deep
cut in her hand. Bahar’s finger is stitched but she ripped the stitches by
playing. When she is taken to the village clinic, they notice that the inflammation
in her hand is expanded. Bahar’s family is unreactive but with the suggestion
of Support to Life team, Bahar’s brother and sisters take her to medical
dressing every day. In the end, Bahar’s finger is saved; the family reacts for
the first time: they start to take Bahar to the field with them sometimes. But
Bahar uses her stubbornness in a good way this time and becomes the most frequent
member of Support to Life’s summer activities! 
İshal,
yüksek ateş, kusma, Düzce ve Ordu’da mevsimlik göçer işçilerin çocukları
arasında çok yaygın ve aynı ölçüde kanıksanmış sağlık sorunları. “Doktora
götürüverin de bir serum taksınlar”, Hayata Destek ekibinin sıklıkla duyduğu
bir talep.

Diarrhea,
fever, vomiting are very common and inured health problems in the children of
seasonal agricultural workers in Düzce and Ordu. “Take them to the doctor for a
serum” is a very common demand that Support to Life team encounter

Fakat
ikisi de sekiz yaşında olan iki Evin için durum farklı. Biri kimlikli, diğeri
kimliksiz Evin’lere iki ayrı çadır emanet edilmiş. Bir akşamüstü Evin’ler el
ele Hayata Destek yaz okulu etkinliğinin yapıldığı yere geldiler. Fakat,
gelmeleriyle hasta olanın baygınlık geçirmesi bir oldu.

However the situation is a bit different for two Evin who
are both eight years old.  One with id
and one without, two tents are commended to Evins. One afternoon Evins came to
the place where Support to Life summer school activities are being made.
However with their arrival, the fainting of the sick one coincided. 

Hayata
Destek Düzce ekibi, Evin’i önce sağlık ocağına, ardından ambulansla hastaneye
götürdü. Hastalanan Evin hiç Türkçe bilmiyordu ve kendisi gibi ailesi de
kimliksizdi. Neyse ki tercüman ve aynı yaştaki arkadaşı Evin’in TC kimlik
numarasıyla sorun çözüldü. Hasta Evin’in tarladan dönen annesinin Hayata Destek
ekibine duası manidardı: “Tez zamanda hayırlı kısmetiniz çıksın…’ Diğer
taraftan, komşu çadırdaki altı çocuklu dul akrabanın, iki gün önce Kaymakam’a
derdini anlatırken söyledikleri daha az akılda kalıcı değildi: “Töresi batsın beni
13’ümde everdiler, kaldım altı çocukla bir başıma, onları okutacağım diye
buralarda rezillik çekiyorum…’

Support to Life Düzce team, took Evin to village clinic
first and then to hospital with an ambulance. Evin who was sick didn’t know
Turkish and she didn’t have an id. Fortunately with a translator and the other
Evin’s id, the problem was solved. The pray of Evin’s mother who returned from
the field was significant: “May you have suitable suitors in a short time…” On
the other hand, what the widow relative in the neighbor tent said to the
governor while telling her problems was also significant: “Damn the traditions,
they made me marry in 13, now I’m all by myself with 6 children and struggling
to send them to school…”                      
                                                                
                                                                                       Dr.Bülent İlik
                                                                                  Başkent
Üniversitesi
                                                                             SBF Sosyal Hizmet Bölümü
                                                                                     Öğretim Üyesi