Vakitsiz Hasat

VAKİTSİZ HASAT

Duygu KAYA

Sosyal Hizmet Uzmanı
Hayata Destek Derneği, Fatsa,  Ağustos 2015

Lunapark Gezisi, Fatsa,Ağustos 2015, A.Arslan

“Unutulmaktan korkar mı hiç insan?”  Elbette
korkar, hepimiz korkarız. Ardımızda bizden sonra bizi anımsatacak bir iz, bir
parça ve bazen büyüyüp bize benzeyecek birini bırakmak isteriz. Bahsedeceğim böyle
bir unutulmama değil. Uzun güzel kirpiklerinin sarmaladığı kocaman kahve
gözlerini açan ve  “Öğretmenim, buradan
giderseniz beni sakın unutmayın.” diyen küçük Kader’in unutulması. Hala öyle
çınlıyor ki sesi kulaklarımda ben değil kim olsa   unutmaktan utanır. “
Ağustos sabahına fındık hasadına
geldikleri Fatsa’da uyanmıştı Kader. Burası memleketinden daha nemli, daha
yeşil bir yere benziyordu ama bir dakika memleketi neresiydi? Karpuza gittiği
Adana mı? Pancara gittiği Konya mı? Çileğe gittiği Mersin mi? Yoksa doğduğu
Adıyaman mı? Artık onun memleketi her yer, evi ise hep birlikte yaşadıkları
çadırları.  
Kader on yaşında. Üç çocuklu ailenin en
büyüğü. Biri yedi diğeri beş yaşında iki kardeşi daha var. Annesi babası oldukça
genç, bu yüzden belki diğerlerine göre daha şanslı çünkü küçük çadırlarında beş
kişi yaşıyorlar. Onunla sırtında çantasıyla yaz okuluna
geldiği bir gün tanıştık. Sabahları erkenden uyanır, küçücük gövdesine kocaman gelen çantasını
yüklenir; kamp alanındaki yaz okuluna gelirdi. Hiç çıkarmazdı çantasını
sırtından. Kitaplarını, kalemlerini, kırık pastel boyalarını, dereden topladığı
küçük taşları, diş fırçasını, yeşil kabuklu fındıklarını koymuştu. Belki de eşyalarını
koyacak bir odası, Barbie süslemeli pembe dolapları, çekmeceleri olmadığı
için.  Ama sahip olduğu en güzel şey
hiçbir yere sığdıramadığı yüzünden hiç eksik olmayan kocaman gülümseyişiydi.
Kamp alanında yaşamak oldukça zordu, suyu
en yakın çeşmeden taşıyıp getirirdi Kader. Getirdiği suyla annesi yemek yapar,
bulaşık yıkardı. Bir de çadırda plastik leğen içinde küçük kardeşlerini yıkanması
için kullanılırdı taşıdığı su. Kamp alanının hemen yanındaki dere en büyük
eğlencesiydi. Öğle vakitlerinde serinlemek için giderdi. Büyükler daha derin
yerlerde yüzerken, küçükler kenarında oynardı derenin. Kim bilir kaç çocuk kulaç
atmayı öğrenmişti bu derede.
© Hayata Destek Derneği, Mevsimlik Gezici Tarım İşçi Kampı Fatsa, 2015, A.Arslan
Öğleden sonra yine yaz okuluna gelir etrafı
demir kaplı çardaktan bozma sınıfında yeni yeni oyunlar, şarkılar öğrenirdi. Aynı
kağıda iki kişi beraber resim yapmayı, boyaları ikiye, üçe kırıp paylaşmayı, bir
daire etrafında yetmiş kişi el ele tutuşup kutu kutu pense oynamayı öğrendi.
Sırt çantasında sahip olduklarına “sahip olduğu haklarını” da ekledi. En
sevdiği çocuk hakkı eğitim hakkıydı.  Bu
yüzden dilek ağacına “Büyüyünce öğretmen olmak istiyorum.” yazmıştı.
Akşama doğru hava karardığında kampta açık
hava sineması zamanıydı. Sevdiği çizgi filmleri, komedi filmlerini izler, o
akşamlar zamanın nasıl geçtiğini anlamazdı. Film bitip çadıra vardığında ise
izlediği çizgi filmin hayalini aklında canlandırarak uyuyakalırdı.
Kader’in Ağustos ayı böyle geçti gitti. Ekim
ise pamuk zamanı. Sonrası belirsiz. Memleketlerinde aileleri geçim sıkıntısı
çektiği için Kader gibi kamptaki altı yüz çocuk ve ülkedeki binlerce çocuk her
yıl evinden, okulundan çok uzaklarda yaşamını sürdürüyor ve hasat mevsimi son
bulmuyor.