Yine de “Hayat” Verilen En Güzel Hediye / Still “Life” is the Best Gift

Bugün sayfamıza bir konuğumuz var! Hayata Destek Lojistik Koordinatörü Bilge Öztürk, Suriyeli Yardım projemiz ile ilgili sahadaydı ve izlenimlerini kendi bloğunda kaleme aldı. Hayata Destek’i ve projeyi bir de onun ağzından dinleyip, gözlerinden görelim!

Today, we have a guest in our blog! Support to Life
Logistics Coordinator Bilge Öztürk was in the field concerning our project for
helping Syrians and she documented her experiences in her blog. Let’s hear and
see Support to Life and the project from her own mouth and eyes! 

Hayata Destek Derneği’nin güzel insanlarına…

To the beautiful people of Support to Life…

En son Kilis’ten bahsetmişim mavi-bilge’de… Kilis’te gördüklerime dayanamamış, aslında kaçmıştım oralardan, İstanbul’a… Kafayı yemiş gibi, hiçbişeye anlam veremeyen bi haldeydim… Hiçbişi olmamış gibi yapmak istedim, savaş yokmuş gibi, orada yerinden yurdundan edilmiş insanlar yokmuş gibi, çocuklara aslında hiçbişi olmamış, o gördüklerimin hepsi aslında bi kabusmuş gibi yapmak istedim, kaçtım ordan… Aynı gökyüzünün altındaydık, aynı güneşin, aynı ayın… Kaçamadım, insan bi kere görünce dayanamıyo galiba, tekrar gitmek istedim oralara. Orda kötü şeyler oluyoken, insanların yardıma ihtiyacı varken, benim İstanbul’da ne işim vardı?
The last time in mavi-bilge I’ve mentioned Kilis…I couldn’t bear the things that I’ve seen and escape from there in fact, to Istanbul…As if
losing my mind, I was in a state in which nothing made sense…I wanted to act as
if none of those things have happened; as if there was no war, no displaced people
from their home country, nothing happened to the children, as if what I’ve seen
was a nightmare, I runaway from there…We were under the same sky, same sun,
same moon…I couldn’t run away, when one sees it for once he/she can’t resist, I
wanted to go back. What was I doing here in Istanbul when bad things were happening,
people needed help there? 
O sıralar yolum Hayata Destek Derneği ile kesişti… Beni Hatay’a çağırdılar. Derneği çok tanımıyom, insanları tanımıyom, neler yapıyolar bilmiyom… Ama niyeyse ilk konuştuğum kişiye öyle bi güven geldi, gittim Hatay’a. Bi evin salonu ofis haline getirilmiş, evin odalarında insanlar kalıyolar. Bi oda da bana düştü, ofise uzaklığım toplam iki metreydi… Önce bi şaşırdım, böyle olur mu ya dedim, napıyom burda ben,  ama dedim bikaç gün ver, öyle hemen karar verme… Allahtan Hatay’ın evleri büyük. Kocaman bi salonumuz vardı, tüm herkes o salonda toplaşıp, orada çalışıyodu, o salonda yirmi, otuz kişi eğitim almışlığımız bile var. Projeler yazılmış, fonların onaylanmasını bekler haldeydik  o sırada. Fonlar beklenirken de yardım edebileceğimiz kişileri bulmaya çalışıyodu bütün herkes… Ben de birden ekibin parçası olmuştum, o ilk baş yaşadığım ben ne yapıyom duygusu kendini çoktan, tanrım küçük dernek olmak ne güzel, olanaksızlıkları güzelliklere dönüştürmek ne iyi diye düşüncelerine bırakmıştı, derneğin kapısından giren diğer herkes gibi…
At that time my life has coincided with Support to Life…They
invited me to Hatay, I don’t really know the organization, the people, I don’t
know what they are doing… But such a trust was formed with the first person I’ve talked to, I went to Hatay.  A living
room of a house was turned into office, people are staying in the rooms of the
house. A room was for me, my proximity to the office was 2 meters…At first I was
surprised, how is it possible, what am I doing here, but I’ve said to myself
give it 2 days, don’t judge beforehand. Thank God, houses in Hatay are big. We
had an enormous living room and everybody was gathering there and working, we had
times when we done training’s there with 20, 30 people. The projects were
written and we were waiting for approval. While we were waiting, we were trying
to find people who we can help. Suddenly I was a member of the team, my it’s so
nice to be a part of a small organization, transforming the impossibilities to
possibilities, pretty much like anyone else that have entered into the
organization…
Savaştan kaçan Suriyelilerin bir kısmı kamplarda, büyük bir kısmı ise kamp dışında kalıyolar… Biz kamp dışında, ihtiyaç sahibi Suriyelilere yardım etmeye çalışıyoz. Projelerimizden biri, ihtiyaç sahiplerine düzenli olarak gıda ve hijyen yardımı yaptığımız “kupon” projesi, insanlara marketlerden alışveriş edebilecekleri kuponlar veriyoruz, düzenli olarak da o kuponlara yükleme yapıyoz. İnsanlar da temel ihtiyaçlarını bu kuponlarla alabiliyolar. Böylece bazı aileleri, en azından bu derdi düşünmükten kurtarıyoz.

A part of Syrians who fled the war stays in camps and a majority of them stay outside the camp areas… We try to help the Syrians who are staying outside the camps. One of our projects, is the “voucher” project in which we provide food and hygiene aid to beneficiaries, in this project we give vouchers to people who can use them to buy their needs from markets, and we load those vouchers constantly. People can fulfill their basic needs with these vouchers. At least we save some of the families from that burden.

22 Nisandı… Kupon dağıtımı yapıyoduk. Bi teyze geldi. Kimliğini sorduk. Kimliğini sorunca, ağlamaya başladı… Arapça konuşan arkadaşlar sordular, ne oldu teyzem, niye ağlıyosun diye… Gel, otur dedik, anlat dedik… Evine bomba düşmüş teyzenin, evi yanmış, kimliği yanmış, kimliğim yok ki diyo… Hem kimliğine, hem yaşadıklarına, hem de kuponu alamayacağından korkusuna ağlıyodu… Dayanamadım, kaçtım ben, gittim tuvalete, ağladım ağladım…
It was 22th of April…We were distributing vouchers. A lady
came. We asked her id. Floowing our question she started to cry… Our Arabic speaking
friends asked why she was crying…they said come here, lets sit and talk…a bomb
fall onto her house, her her house burned, along with her id…she says I don’t
have an id…She was crying for her id, what she’s been through, and that she
wouldn’t be able to get voucher…I couln’t handle it, I run away, went to a
toilet and cried, and cried, and cried… 
Yazının devamı için: http://mavi-bilge.blogspot.co.uk/