8 MART 8 KADIN

8 Mart her kadın için eşitlik, adalet ve özgürlükten yana ısrarcı olduğumuzu tekrarlamamız için güzel bir gün. Hayata Destek olarak, dili, dini, ırkı; sosyo-ekonomik durumu, statüsü ne olursa olsun her kadın ve kız çocuğunun kendini özgürce ifade edebildiği, fırsat eşitliğinden faydalandığı, güvenle kimliğini yaşayabildiği ve kendi ayakları üzerinde durabildiği bir gelecek için çalışıyoruz, çalışmaya devam edeceğiz. Yukarıda, fotoğrafta sırasıyla gördüğünüzü Sema, Azize, Felak, Hasibe, Özlem, Habibe, Firuze ve Sena kendileri olmakta direterek tüm kadınlara ve hayata destek oluyorlar. Sizi bu 8 Mart’ı bu 8 kadının hikayesine kulak vererek kutlamaya davet ediyoruz.

HABİBE (47), Mardin

“Oğlum üniversitede turizm otelcilik okuyor, ben de sosyoloji. Eğitim bizim için çok önemlidir. Üç çocuğum var, üçü de eğitimli. Ben de Suriye’de ilahiyat okudum. Abimin beni zorla evlendirdiği bağnaz adamın baskısına, yasaklarına rağmen bitirdim üniversiteyi. Sonra da senelerce evi ben ayakta tuttum. İki yıl önce çocuklarımla buraya geldim. Kızım yanlış bir evlilik yaptı, üniversiteye gitmedi. Ama oğlum ne olursa olsun okuyacak. İki haftadır işsizim, öncesinde bir sabun atölyesinde çalışıyordum. Ama yeniden iş bulurum. Suriye’den üniversite mezuniyetimle ilgili kâğıtlarım da geldi. Burada yüksek lisans eğitimimi de tamamlamak istiyorum. Ama önce hayatımdaki en önemli hatayı telafi etmeyi, boşanmayı istiyorum. Aslında 8 yıldır ayrıyız, yani savaş süresince her şeye tek başıma çocuklarımı koruyarak göğüs gerdim. Fakat bu boşanmanın sembolik bir anlamı var. Boşanarak hem beni bu hataya sürükleyen aileme hem de zor bir hayata tutunmaya çalışan çocuklarıma bir mesaj vermek istiyorum; bir kadın olarak bana reva görülene kafa tutuyorum, yanlışı kabul etmiyorum ve değiştireceğim.”


SENA (21), Adana

“4 yaşımdan beri okuyorum ve 17 yıllık emeğim Suriye’de kaldı. Aslında çok farklı hayallerim vardı; fakat hayat bizi geçim derdine düşürdü. Hama Üniversitesi’nde sınıf öğretmenliği okuyordum. Savaş yüzünden kaçmak zorunda kalınca eğitimimi tamamlayamadım. Burada Arapça eğitim veren kurumlara öğretmen belirlemek için düzenlenen sınava girdim ve kazandım. 5 ay kadar öğretmenlik yaptım ancak diploma sahibi olmadığım için sözleşmem uzatılmadı. Ama biliyorum, Türkiye’de eğitimime devam etme imkânım var. Şu an ailece bu çiftlikte çalışıyoruz. Bir taraftan da akşamları Türkçe Yeterlik Sınavı’na hazırlanıyorum. Ayrıca bu iş sayesinde okula devam edebilmek için ihtiyacım olan parayı biriktirmeye başladım. En büyük hayalim diplomamı alıp burada öğretmenlik yaparak kendi ayaklarım üzerinde durduğum bir hayat kurabilmek. Ablam başardı, ben de onun yolundan ilerleyeceğim.”


FELAK (46), İstanbul

“İstanbul’a vardığımızda hiçbir şeyimiz yoktu. Tekstil atölyelerinde iş bulduk, çalışmaya başladık. Suriye’de bizim bir atölyemiz vardı, 20 de işçimiz. Burada da aynı işi yapar geçiniriz dedik. Ama ilk iş yerinden maaş alamadık, ikincideyse yarısını verdiler. Sonra bir komşu aracılığıyla iki büyük oğlum bugünkü atölyeye girdiler. Mühendislik okuyorlardı, başarılı çocuklardı. Yazık oldu, bıraktılar. En azından şimdi çalışıp maaşlarını düzgün alıyorlar. İşverenlerinin biraz ağzı bozuk ama idare ediyorlar. Ben kızım için endişeleniyorum. Başlarda geri döneceğiz zaten, her şey normale dönecek diyordum ama zaman geçiyor. 19 yaşına bastı, dil bilmiyor ve çok az arkadaşı var. Çekingen biraz. Evden çok az çıkıyor, sabah akşam benimle. Suriye’den ayrılırken liseye hazırlanıyordu. Şimdi yaşı büyüdüğü için kaldığı yerden okula devam etmek de istemiyor. Dikiş nakış kurslarına gidiyoruz beraber. Benim zaten biraz terziliğim vardır. Ona da öğretmeye çalışıyorum. En azından bir mesleği olsun. Bir dikiş makinemiz olursa evde beraber dikeriz biçeriz, pazarda satarız. İnsanların arasına karışır o da.”


HASİBE (24), Viranşehir / Şanlıurfa

“Borçlanarak borcunu ödüyorsun, borç hiç bitmiyor. El mahkûm mevsimlik tarım işine gitmemiz gerekiyor. Her yer ev değil, çadırda kalmak zorundasın. Çadır çok zordur. Yağmur çamur olur, daha da zordur. Bir bakarsın çadır su altında kalmış. Normalde de zordur. Kadın için hele de daha zordur. Sabah gün ağarırken kalkarsın ev işi, kahvaltı, ortalığı toplama; sonra haydi tarlaya, hem etraftaki küçük çocukları gözle hem de iki büklüm çalış; akşam yine çadır, ekmek, yemek, temizlik, çocuklar… Sineği, böceği, yılanı da başka dert.  Ben daha çocuktum, 11 yaşındaydım bu işe başladım. Şimdi üç kızım var, onlar da aynısını yaşamasınlar istiyorum. Özellikle de kız çocukları hemen işe koşulur, sonra da evlendirilir. Yoksulluk işte. Ama ben çalıştırmıyorum, daha çok küçükler. Okula devam etsinler diye uğraşıyorum. Herkesin çocukları gibi olsunlar istiyorum, temiz giyinebilsinler, rahat yemeklerini bulsunlar, yesinler.”


FİRUZE (35), Zonguldak

“16 yıldır mevsimlik tarımda çalışıyorum. Ceylanpınar’da yaşıyoruz. Orada günlüğü 20 liraya çalıştırıyorlar. Yetmiyor tabi, biz de başka yerlere çalışmaya gidiyoruz. Çok küçük yaşta evlendirdiler beni, 13’ümdeydim. İlk çocuğumu 14’ümde doğurdum. Bir yerde fark ettiler, suçtur dediler de gittik yaşımı büyüttük. Aslında 88 doğumluyum, 84 yazdırdık. Benim okuma-yazmam yok. Hiç okula gitmedim. Kızım okusun çok istiyordum. Okula kaydettirmeye gittim, yaşı küçük dediler de kabul etmediler. Kızımın yaşını da nüfusta yanlış yazmışlar, 2001 doğumlu 2005 yazılmış. Adı Zarife, çok akıllıdır. Çok uğraştım, düzelttirdim yaşını. Öyle kaydını yaptırdım. Buradaki elçiler akrabalarımız. Okul zamanı gelince çocukları Ceylanpınar’a geri yolluyoruz, biz yola devam ediyoruz. 5 çocuğum var, büyükler oğlan, bizimle onlar da çalışıyorlar artık. Kızım ama okusun istiyorum. Hayalim… Şimdiye dek şehirden şehire gezdik durduk. Güzel, temiz bir evim olsun, o evde tüm yıl bir yere kıpırdamadan oturabileyim çok istiyorum. En büyük hayalim bu.”


AZİZE (40), Viranşehir / Şanlıurfa

“40 yıllık hayatıma bakıyorum, tarladan tarlaya uzanan yollar ve yorgunluk… Ben hiç evlenmedim. Talipleri beğenmedim. Annemin babamın bakıma ihtiyacı vardı, abilerimin de başlık parasına. Zorlamadılar beni. Abilerimin her birinin düğününde, yuvasının kurulmasında benim de alın terim vardır. Bizim burada düğün yapmak, kız kaçırmak borçlanmak demek. Bizim ailenin borçları da uzun yıllar bitmedi. Artık tarlaya gitmiyorum. Küçük bir büfe kiraladım, orayı işletiyorum. Evin reisi bir tek ben kaldım. Hiç okula göndermediler beni. Her türlü işi yaptım, oradan oraya gittim, tırnaklarım kanayana kadar çalıştığım günler oldu. Ama okuyamadım. Okusam avukat olmayı çok isterdim. Elimde gücüm olsa kadınlara yönelik iş imkânları yaratabilmeyi isterim. Kadınlar erkeklerin eline bakıyor ve çok eziliyorlar. Bunu kırmaya, kendi ayaklarımız üzerinde durmaya ihtiyacımız var.”


ÖZLEM ÇALIŞKAN (37), Hayata Destek Evi Yöneticisi, Şanlıurfa

“1992 Erzincan Depremi. Bir çocuk olarak Hayat Bilgisi dersi dışında, depremin ne olduğunu ve insanların hayatlarını nasıl değiştirdiğini televizyonda haberleri izlerken öğrenmiştim. Yıkıcıydı, sarsıcıydı. Çevremdeki yetişkinler türlü yollarla yardım ulaştırmaya çalışıyordu. İlk o zaman ‘ben ne yapabilirim?’ dedim. Okulda bir gösteri düzenleyip para toplayıp Erzincan’a göndermek için öğretmenimi ikna ettim. Ama okuldaki tüm öğretmenleri ikna etmek zordu. Depremin etkileri ve insanların yaşadıklarıyla ilgili bir dizi konuşma yapıp kompozisyon yazmam gerekti. Sonunda başardık, Erzincan’a destek gönderebildik. Bugün, adalet duygusu sarsılmış ve bunu tamir etmeye çalışmış, üstesinden de gelebilmiş o küçük kız çocuğunun fotoğrafına hala hüzünlü bir sevinç ile bakarım. O gün ‘herkes için güzel ve güvenli bir ev’ mottosuyla yürüttüğüm ikna çalışmaları bir başlangıç oldu, sonrasında farklı hassasiyetlere tanıklığımla hakikat peşinde, tüm insanların farklılıklarının tanındığı eşit ve özgür bir dünya için çabalamaya devam ettim. Bugünkü Özlem olurken birçok yer gezdim, çok okudum, çok çalıştım. Ama en çok, dayanıştığım, birlikte yürüdüğüm, birlikte büyüdüğüm biricik kadınların deneyim ve mücadelesinden öğrendim. En büyük başarım, o kadınların da ışığıyla, kendi kadınlık deneyimimi keşfetmek, kendi istek ve hayallerime sahip çıkarak kendimi gerçekleştirme cesareti gösterebilmek oldu. Nerede ve hangi koşulda olursak olalım, tüm kadın hallerimizle birbirimize sahip çıkmaya devam edeceğimize inancım tam. Kirpiğimiz yere düşmesin…”


SEMA GENEL KARAOSMANOĞLU (46), Hayata Destek Kurucusu ve Direktörü, İstanbul

“On yaşımdan itibaren insani yardım çalışanı olacağımı biliyordum. Büyüklerime Afrika’ya gitme hayalimden bahsettiğimde kimse beni ciddiye almadı. Hele de kız başıma Afrika’ya gidip oralarda yaşamak, para kazanmak olacak iş değildi, imkânsız bir hayali kovalıyordum. Bense içimdeki güçlü sesi dinlemekte, hayallerimden vazgeçmemekte ısrarcıydım. Hedefler belirledim, o hedeflere erişebilmek için çabaladım. Bu sayede de binlerce insanın hayatına dokunabilme fırsatını yakaladım. Parçası olduğum çalışmalarda imkânsızlıklar içinde fark yaratabildiğimi gördüm, ümitsizliği reddettim. Bu tutkum beni dünyanın pek çok ülkesine götürdü. Uzak diyarlara gittim; insanlarıyla tanıştım, yaptığım işlerden bahsettim. Bu süreçte dirayetli, güçlü başka kadınlardan ilham aldım, başka kadınlara ilham olabildiğimi gördüm. Bugün biliyorum; kendine inanan, yaşadığı çevrenin etrafına ördüğü görünür/görünmez duvarları aşan kadınlar daha iyi bir dünyanın inşasında başat rol oynuyor. İki küçük kızım var. Onların da benim gibi hayallerinin peşinde koşması için elimden geleni yapacağım.”

Okuduklarınızı beğendiyseniz, kendinizi ya da hayatınızdaki kadınları düşünün, #BirKadınİçinDiğerine destek olun.  ➡ http://bit.ly/2SM7uGt

* Bu içerik Hayata Destek çalışmaları kapsamında iletişim ekibi tarafından hazırlanmıştır.
Editör: Çiğdem Usta Güner
Fotoğrafçılar: Çiğdem Usta Güner, Umut Kaçar, Yasin Almaz