Bir Kadının Göç Hikayesi

Bugün yapraklar kıpırdamıyor, çiçekler açmıyor. Bugün renkler parlamıyor. Giysiler, etekler, yemeniler, sariler, örtüler, ipekler, çiçekli basmalar, saçlar uçuşmuyor. Bugün hava kurşun gibi ağır. Bağır bağır bağırıyoruz ama sesimizi duyuramıyoruz. Çünkü sesimiz ya boğazımızda düğümleniyor ya da boğazımızdan kurtulup havaya çıktığı an kurşunlanıyor. Kanatlarını eşitlik diye çırpan, başını barışa uzatmış dişi güvencinin bile kolu kanadı kırık bugün.

(Zeynep Oral, Kadın Olmak, 2010)

Uzun bir sürenin sonunda, dinlediğim ve tanık olduğum onlarca deneyim, umut ve acının sonucunda, bu hikayeyi yazmaya karar verdim.

Sabah’ı, 2017’de Adana’da, –bugün de sürdürdüğüm–  kadın güçlendirme çalışmaları sırasında tanıdım. Sabah, Suriye’de genç yaşta bir akrabasıyla evlendirilmiş ve orada savaş patlak verene kadar nispeten ‘normal’ bir hayat sürdürmüştü. Çatışmalar ayyuka çıkıp kocası rejime karşı silahlı gruplara katıldığındaysa her şey ters yüz oldu.

Savaşın sert koşulları altında ve kocasının yokluğunda Sabah, –insan eliyle meydana gelmiş bir afetin mağduru olan binlerce başka aile gibi– gökten yağan bombalar yüzünden evsiz kalana kadar çocuklarına bir başına kol kanat gerdi. Sonra da üç çocuğunu yanına alarak kocasının ailesinin yanında, şehir dışında, şimdi ancak “çok kötüydü” diyerek söz edebildiği bir kampta yaşamaya başladı. Ve bir gün kocasının ölüm haberini aldı. Sabah, o ânı kelimelerle anlatamıyor ama gözleri ve döktüğü gözyaşları çektiği acının tasviri oluyor.

Sabah ve çocukları o kampta bir yılı aşkın kaldı. Ta ki, ailenin onuru ve namusu öne sürülerek ondan kocasının erkek kardeşiyle evlenmesi istenilene kadar…  Sabah, kadına karşı en haksız uygulamalardan biri olan bu geleneğe karşı çıktı, evlenmeyi kabul etmedi ve azıcık da olsa güvende hissedebilme umuduyla Türkiye’deki ailesinin yanına gitmeye karar verdi. Bugün Türkiye’ye gelen mültecilerin yüzde 70’nin kadın ve çocuk olduğunu biliyoruz.

Ne var ki vardığı bu yeni adreste de yaşam koşulları hiç iyi değildi. Ailesi artık, yıpranmış ve yamalı çadırlarda yaşayan mevsimlik tarım işçileriydi. Uzun ve yorucu mesailerin karşılığında aldıkları düşük ücretlerle hayatta kalmaya çalışıyorlardı. Sabah da yeni bir çalışan olarak onlara katıldı. Tabii ne resmî bir kaydı alındı ne de sigortası yapıldı.

Mevsimlik tarım alanı özellikle kadınlar için zordur. Gerçi burası, hem fiziksel hem sosyal hem psikolojik bakımlardan neredeyse bir afet alanı ve koşulların kadınlar kadar çocuklar, yaşlılar ya da yetişkin erkekler için de kolay olduğu söylenemez. Yine de kırsaldaki bu ıssız köşelerde özellikle kadınların maruz kaldığı pek çok hak ihlali var. Başka işçiler ya da tarla sahipleri tarafından fiziksel ve sözlü tacize uğramak, bu ihlallerden yalnızca biri. Öyle ki gün içinde işittikleri küfür ve sövgünün haddi hesabı yok.

İşte Sabah da mevsimlik tarım alanında yaşamak ve tarlada çalışmak zorunda kaldı çünkü önünde başka seçenek bulamadı. Umut ettiği tek şey, üç çocuğunu sağlıkla hayatta tutabilmek ve onlara kendilerini güçlü hissedecekleri bir gelecek sağlayabilmek… Bazı günler kendisinin yerine tarlaya giden 14 yaşındaki büyük oğlu, çadırda etrafı çekip çeviren ortancası ve babası olduğunu söylediği bir adamın resmini gülümseyerek çizen küçük kızı, yani geçmişten taşıdığı anıları ve geleceğe dair umudu olan çocukları Sabah’ı ayakta tutuyor.

Sabah dahil dinlediğim tüm kadınlardan öğrendiğim çok kıymetli bir şey var. Hepimiz, özellikle biz kadınlar, birbirimize kulak verdikçe, destek çıktıkça, ortaklaştıkça kendimizi buluyoruz. Mevsimlik tarım alanında kadınlar, anılarını benimle zaman zaman içlenip ağlayarak zaman zaman tiye alıp gülerek paylaşıyor. Ben de göçmen bir kadın olarak o anıları derinden, çok iyi biliyorum. Ve bugün de kadınların gücüne güç katmak üzere çalışmaya, hemcinslerimin hayatına destek olmaya devam ediyorum.

Gurbet EYO
Hayata Destek Saha Çalışanı
Şanlıurfa, Viranşehir