Bugün 18 Aralık Uluslararası Göçmenler Günü. Dünya nüfusunun yaklaşık %3,5’i, yani 272 milyon insan bugün göçmen; yani doğduğu ve büyüdüğü yerden ayrılmış, alıştığı hayattan başka bir hayata tutunmak zorunda kalmış. Biz de bugün, memleketini bırakmak zorunda kalan milyonlarca insandan birinin hikayesini sizinle paylaşmak istedik. Suriye’deki savaştan kaçıp Şanlıurfa’ya gelen Narin Müslüm’ün Türkiye’de başlayan yeni hayatı başlarda hiç kolay değildi. Ama Hayata Destek’le tanışmak ona yeni kapılar araladı; hem kendi hayatına hem de başkalarına destek olmak için güç verdi. Bugün Hayata Destek gönüllülerinden biri olarak çocuk koruma projemizde çalışmalarımıza katkı sunan Narin’in hikayesini, Şanlıurfa erişim ekibimizden Yeliz Pehlivan’ın kaleminden ve Narin’in ağzından dinliyoruz.

Ben Narin Müslüm, 25 yaşındayım. Kobani, Suriye’de 14 çocuklu bir ailenin 11. çocuğu olarak dünyaya geldim. Üniversitede Ziraat Mühendisliği bölümünü kazandığımda 19 yaşındaydım ama okuluma gidemedim, çünkü savaş kapımızdaydı. Canımızı kurtarmak için bir karar vermemiz gerekiyordu, biz de öyle yaptık. 2014’ün Eylül ayında ailemle Türkiye’ye gelmeye karar verdik. Bu, hayatımızda verdiğimiz belki de en zor karardı, çünkü IŞİD 13 yaşındaki erkek kardeşimi rehin almıştı. Canım kardeşimi orada bırakıp, hayatımız pahasına çok zor bir yolculukla sınırı geçtik ve buraya geldik.

 

‘İŞ BULMAK O KADAR ZORDU Kİ’

Türkiye’de ilk durağımız Gaziantep, sonra da Şanlıurfa oldu. Burada tanıdığımız hiç kimse yoktu. Yeni hayatımız kolay başlamadı maalesef; kimse evini bize kiralamak istemiyordu. Üstelik kış kapıdaydı. Çaresizlikten Urfa’nın Suruç ilçesine geçtik, 7 ay kadar orada ayakta kalmaya çalıştık. Ayakta kalmaya çalıştık diyorum, çünkü Suruç’ta çalışıp para kazanacak bir iş bulmak o kadar zordu ki… Mecburen Suriye’den yanımızda getirdiğimiz tek maddi kaynağımızı, annemin altınlarını sattık; ev kirası, faturalar ve yemek gibi temel ihtiyaçlarımızı karşıladık. Fakat hazıra dağ dayanmıyor, elimizde avucumuzda ne varsa o da eriyip gitti. İş bulmak artık hayatta kalmamız için tek yol olmuştu; yaşadığımız kötü deneyimlere rağmen Şanlıurfa’nın merkezine geri döndük.

Büyük ağabeyim Suriye’de öğretmendi, burada gündelik yevmiyeyle inşaatlarda çalışmaya başladı. Diğer ağabeyim de iş bulabilirse inşaatlarda çalışıyordu. Ben de bir tekstil fabrikasında iş buldum. Buldum bulmasına ama hem mesai saatlerim çok uzundu hem de bu çalışmanın karşılığında hak ettiğim ücreti alamıyordum. Üstelik Türkçe bilmemek de çok yorucu olmaya başlamıştı; çünkü işyerinde benden beklenen sorumlulukları dahi anlamadığım oluyordu. Bunun böyle gitmeyeceğini düşündüm ve Türkçe öğrenmeyi kafama koydum. Bir dernek aracılığıyla iki ay kadar Türkçe dil kursuna katıldım. Bir yandan da kendime yeni bir iş arıyordum. Sonunda bir alışveriş merkezinde iş buldum. Bu iş benim için bir fırsattı; çünkü yavaş yavaş insanlarla kaynaşmaya ve Türkçe öğrenmeye başladığımı fark ettim.

 

‘EĞİTİM HAYATIMA NİHAYET GERİ DÖNDÜM’

Yeni bir ülkeye, yeni şartlara adapte olmak için çabalıyordum, ama savaş yüzünden yarıda bıraktığım üniversite hayatım içimde halen bir yaraydı. İşten geri kalan zamanlarımı, eğitimime devam yollarını öğrenmeye çalışarak geçirmeye başladım. Tanıştığım yeni arkadaşlar sayesinde üniversite sınavına kayıt yaptırdım ve Harran Üniversitesi Kimya Bölümü’nü kazandım. Büyük bir mutlulukla eğitim hayatıma geri döndüm. Sınıfımdaki öğrencilerin çoğu, benim gibi Suriyeliydi; Arapça ve Kürtçe konuşuyorlardı, o yüzden okul hayatında hiç zorlanmadım diyebilirim. Okulun ilk senesinde, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı olan Suriyeli bir gençle tanıştım, severek evlendik.

 

‘GÖNÜLLÜ OLMAK UFKUMU GENİŞLETTİ’

Evlendikten sonra, kendim ve başkaları için ne yapabileceğimi düşünmeye ve bu konuda bana destek olacak birilerini, bir yerleri aramaya başladım. Eşim ve eşimin arkadaşları sayesinde Hayata Destek Derneği’yle tanıştım. Hayata Destek’te UNICEF tarafından fonlanan çocuk koruma projesinde gönüllü olmak için başvuru yaptım. Dernekteki çalışanlar beni çok sıcak karşıladı. Türkçe, Arapça ve Kürtçe bilmem, dernek çalışanlarıyla daha iyi diyalog kurabilmemi, desteğin çalışma alanlarında daha verimli olmamı sağladı. Hayata Destek Derneği gönüllüsü olduktan sonra, okuduğum üniversitedeki diğer Suriyeli Hayata Destek gönüllüleriyle de arkadaş oldum.

Derneğin çocuk hakları, çocuk güvenliği, çocuk ihmal ve istismarı, erken yaşta ve zorla evlilikler, çocuk işçiliğinin olumsuz etkileri gibi konularda verdiği eğitimler ufkumu genişletti. Artık ben de başkalarını bilgilendirmeye hazırdım. Çocuk hakları konusunda farkındalık oturumları düzenlemeye başladım. Hayata Destek’ten bir çalışanla beraber mahallelere gidip bu eğitimleri vermeye başladım. Hayata Destek çalışanları da bu süreçte bilgi ve deneyimleriyle bana çok destek oldu.

 

‘ZOR ZAMANLARDA BİRLİKTEYİZ’

Artık burada yeni bir başlangıç yaptığımı düşünürken, hayat bana çok güzel bir sürpriz yaptı: bir bebeğim olacaktı! Hamile olduğumu öğrendikten sonra, Hayata Destek Derneği’nde çocuk korumaya ilişkin aldığım eğitimlerin ve yaptığımız farkındalık oturumlarının ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha anladım. Hayat güzel sürprizlerin yanına bazen kötülerini de getiriyor. Bir anda hayatımıza giren COVID-19 pandemisi, neyse ki Hayata Destek olarak hızımızı pek de kesmedi; çalışmalarımıza evlerimizden devam ettik. Bu süreç elbette herkes gibi benim için de yer yer zorlayıcı oldu; ama böyle zamanlarda Hayata Destek yaptığı güncel bilgilendirmelerle ve verdiği psiko-eğitimlerle bana yanımda olduğunu hissettirdi. Şimdi, yan yana olmasak bile birlikteyiz; farkındalık eğitimlerimize çevrimiçi araçlarla devam ediyoruz.

 

‘KENDİM İÇİN DİLEĞİM…’

Pandemi döneminde kızım dünyaya geldi. Çocuğum Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, bu nedenle onun şanslı olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de çocuklara tanınan hakları artık biliyorum. Bundan sonra, hem kendi çocuğum hem de tüm diğer çocukların eğitim ve sağlık haklarına, sosyal haklarına kavuşabilmeleri için ve belki de en önemlisi, çocukluklarını yaşayarak büyüyebilmeleri için çalışmaya, çaba göstermeye devam edeceğim.

Gönüllüğüm vesilesiyle tanıştığım her yeni bir insan, yeni bir dünya demek... Bu yeni dünyalara dokunup, yeni hayatlara destek olabildiğim için çok seviniyorum. Tüm bu süreç hem bana insanların hayatlarına dokunabildiğim için bir mutluluk, hem de kendimi böyle bir yolla ifade edebildiğim için cesaret ve güç katıyor.

Şimdi cesaretim ve gücümle yapmak istediklerim,  kendim için bir dileğim var; kimya mühendisliği eğitimimi tamamlayıp, kendi alanımda çalışmak istiyorum. Çünkü biliyorum ki, bu ülkede çocukların olduğu gibi, kadın olarak benim de haklarım var.

Anlatan:
Narin Müslüm
Hayata Destek Gönüllüsü/ Harran Üniversitesi Kimya Bölümü Öğrencisi

Yazıya aktaran:
Yeliz Pehlivan
Hayata Destek Derneği Erişim Saha Çalışanı

Arşiv

Bültenimize Üye Olun
crossmenuchevron-downarrow-left