Yeni raporumuz, Türkiye'nin COP31 öncesindeki iklim politikalarını değerlendiriyor. Rapor, Adıyaman, Kahramanmaraş ve Hatay'da sel riskiyle yaşayan toplulukların deneyimlerini de aktarıyor.

Türkiye, Kasım 2026'da Antalya'da COP31'e ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Bu süreçte ulusal iklim hedefleri ile sahadaki gerçeklik arasındaki mesafe görünür hale geliyor. Hayata Destek Derneği olarak yeni raporumuzda bu mesafeye odaklanıyoruz. Rapor, 2025'te yayımladığımız "Türkiye'de İklim Değişikliğiyle Mücadelede Sivil Toplum ve Yerelin Dirençliliği" çalışmasının devamı niteliğinde.

Raporun ilk bölümü, son dönemin üç kritik gelişmesini ele alıyor: Temmuz 2025'te yürürlüğe giren İklim Kanunu, Eylül 2025'te açıklanan İkinci Ulusal Katkı Beyanı (NDC 3.0) ve COP31 ev sahipliği.

İkinci bölüm, Haziran 2026'da yaptığımız odak grup görüşmelerine dayanıyor. Görüşmeler, 6 Şubat depremlerinden etkilenen Adıyaman, Kahramanmaraş ve Hatay'da tarımla geçinen topluluklarla yapıldı. Katılımcılar, sellerin sıklaştığını ve şiddetlendiğini, tarlaların ve geçim kaynaklarının ağır zarar gördüğünü anlatıyor. Erken uyarı sisteminin yokluğu en kritik eksiklik olarak öne çıkıyor. Sel sonrası yük büyük ölçüde kadınların omzuna biniyor. Çocuklar, deprem travmasının üzerine sel korkusuyla yaşıyor. Konteynerlerde yaşayan haneler için ise sel, ikinci bir yıkım anlamına geliyor.

Bu bulgulardan yola çıkan rapor, somut öneriler sunuyor:

  • Elektrik kesintisinde de çalışabilen, topluluk temelli erken uyarı sistemleri,
  • Kadınların afet süreçlerindeki görünmez ek emek yüklerinin tanınması,
  • Çocukların artan afetlere dirençlilik kazanması için psikososyal desteğin güçlendirilmesi,
  • Bütünlüklü alt ve üst yapı planlaması,
  • Tarımda ürün çeşitliliği.

Diakonie Katastrophenhilfe (DKH) desteğiyle hazırlanan rapor, COP31 sürecinde politika yapıcılara, sivil topluma ve kamuoyuna yol göstermeyi amaçlıyor.

Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

Kategoriler: Duyurular
Etiketler:

Arşiv

Bültenimize Üye Olun

    crossmenuchevron-downarrow-left